Yaşanan travmalar duygular üretir ve travma meydana geldiğinde bu duyguları çözümlemezsek, zihnimizde ve bedenimizde sıkışıp kalırlar. Yaraya sebep olan olayın iyileşmesi yerine, travma bilinç dışında bir enerji olarak vücudumuzda kalır ve biz bu enerjiyi ortaya çıkarıp serbest bırakana kadar hayatımızı etkiler.
Öfke, üzüntü, utanç ve korku gibi üzücü duyguların sağlıklı akışı ve çözümlenmesi, bir yetişkin olarak çocukluk çağı travmalarından kurtulmak için çok önemlidir. Travmaya sebep olan bir durumla karşılaştığımızda doğal olarak bir sürü duygu üretmeye başlarız.
Öfke ve üzüntü gibi duygular acı verici olduğundan – ve ağlamak ya da başkalarıyla yüzleşmek genellikle sosyal olarak normal karşılanmadığından, bu süreç her zaman otomatik olarak gerçekleşmez. Bunun yerine, hissetmek ve çözümlemek yerine duygularımızı bastırabiliriz. Çocukken bu süreç daha da zordur. Bir yetişkinin iğne batması gibi hissedilebileceği şey, bir çocuğa bıçak yarası gibi gelebilir.
Sonra bu duygusal bıçak yaraları birikip yetişkinliğe taşınır ve bunlar ilişkilerimizi, kariyerimizi, mutluluğumuzu, sağlığımızı etkiler…Yani, duyguları çözümleyip iyileşene kadar hayatımız bunlardan etkilenir.
Neden duygularımızı her zaman hissetmeyiz?
En sevecen ve özenli davranan ebeveynler bile benlik duygumuza kalıcı zararlar verebilir. Bir şekilde incinip veya üzülüp ağlamaya başladığımızda ailemiz “Üzülme, bir şey yok,” “Ağlama, gerek yok” gibi ifadeler kullanabiliyor.
Böyle olunca kötü hissetmenin ve ağlamanın yanlış bir şey olduğunu düşünebiliyoruz.
Bazen de ilgili olmayan ebeveynler, ağlamayı bırak diyerek üzerimizde baskı kurabiliyor.
Her iki durumda da duygularımızı verimli bir şekilde nasıl yaşayacağımızı öğrenemiyoruz. Duyguların geçici olduğunu, öngörülebilir bir başlangıcı, ortası ve sonu olduğunu ve duygularımızla birlikte de hayatta kalabileceğimizi öğrenemiyoruz. Duygularımızı nasıl hissedeceğimizi öğrenmediğimizde, tüm duyguları ürkütücü ve kötü olarak yorumlamaya başlıyoruz.
Çocukken duygularımız ve benliğimiz arasındaki farkı ayırt edemiyoruz ve bu yüzden de duygularımızdan ibaret olduğumuzu düşünüyoruz. Duygularımız belirli bir durumda başkaları tarafından kabul edilmediğinde, kendimizin de kabul edilebilir olmadığına inanabiliriz.
Çocukluk çağı travmanızı iyileştirmek için, yıllar önce duygusal yaralanma ve travma olayı meydana geldiğinde başlamış olması gereken iyileşme sürecini tamamlamamız gerekiyor.
Farkındalığınıza odaklanın
Travmalarınızdan özgürleşme yolculuğunu başlatmak için ilk olarak anda kalmanız gerekiyor. Rahatsız edilmeyeceğiniz bir odaya gidin ve gözlerinizi kapatın. Derin nefesler almaya başlayın ve farkındalığınızı bedeninize getirin. Kaslarınızı kasın ve gevşetin. Ayak tabanlarınız zemine değsin ve sanki dünyadan gelen enerji bedeninizde toplanıyormuş gibi hissedin. Bedeninizde merkezlenin ve sonraki adıma geçin.
Anıyı anımsayın
Son zamanlarda sizi üzen bir durumu düşünün. Sizi güçlü bir duygusal tepki vermeye iten bir şey bulun. Bunu en ince ayrıntısına kadar kafanızdan geçirin ve o ana ve o yere gittiğinizi hayal edin. Duygular ortaya çıkmaya başladığında diğer adıma geçin.
Hissedin
Derin derin nefes alıp vermeye devam edin ve 1 dakika boyunca sessiz kalın. Ardından tüm vücudunuzu ve duygularınızı tarayın. Vücudunuzda herhangi bir yerde yanma, titreme ve benzeri fiziksel tepki olup olmadığına bakın. Bunların hepsi geçmiş deneyimlerinizi anlamanıza yardımcı ipuçları verecektir. Bütün duygularınızı ve fiziksel tepkilerinizi betimlemeye çalışın ve sonraki adıma geçin.
İsimlendirin
Bütün hislerinizi bir duyguyla eşleştirin. Göğsünüzdeki daralma anksiyete mi? Kollarınızdaki ateş basması öfke mi? Buna başlamadan önce duyguları iyice tanımlamak önemlidir çünkü benzer hisler karıştırılabilir. Duygularınıza ve hislerinize isim verdikten sonra sonraki adıma geçin.
Sevgiyle kabul edin
Bir travmayı iyileştirmenin en şefkatli yollarından biri, hissettiğimiz her şeyi kabul edebilmektir. “Şu anda sinirli/üzgün/gergin/kızgın hissettiğim için kendimi seviyorum” diyebilirsiniz. Bunu, hissettiğiniz her duygu için yapın. İnsan olduğunuzu unutmayın ve hissettiğiniz her duygu için kendinizi kabul edin.
Duyguyu yaşayın
Duygularınızla bir süre kalın ve akıp gitmelerine izin verin. Aklınıza gelen hiçbir şeyi değiştirmeye veya gizlemeye çalışmayın. Rahatsız edici bir şeyler hissettiğinizde, bunun bir süre sonra geçeceğini ve iyileşmenize yardım edeceğini düşünün. Bırakın vücudunuz istediği gibi tepki versin. Ağlamak istiyorsanız ağlayın. Bağırmak istiyorsanız bağırın. Duyguları ifade etmek, onlardan kurtulmanın en önemli adımlarından biridir. Bütün duygularınızı yaşadıktan sonra sonraki adıma geçin.
Mesajı alın
Şu an hissettikleriniz ile geçmişte bir ya da daha fazla deneyim arasında bağ kurabiliyor musunuz? Travmanızın kökenine veya kendinize dair sınırlayıcı veya olumsuz bir inancın çağrışımı oluyor mu? Kendinize şunu sorun: “Eğer bu duygum veya hissim bana bir şey söyleyecek olsa, ne söylerdi?” Yanıtları bulmakta zorlanıyorsanız bir şeyler yazmayı deneyebilirsiniz. 10 dakika boyunca neler hissettiğinizi kağıda dökün. Duygularınızın size verdiği mesajları anlamaya çalışın ve sonraki adıma geçin.
Duygularınızı paylaşın
Eğer duygu ve düşüncelerinizi paylaşırken rahat hissediyorsanız, başkalarıyla konuşun ve bu duygusal yara ilk oluştuğunda ne olmuştu, siz nasıl tepki vermiştiniz ve şu an onu düşündüğünüzde neler hissediyorsunuz bunları anlatın.
Deneyimleriniz hakkında konuşmak veya yazmak, iyileşmenin önemli bir adımıdır. Sizi üzen kişiye mektup yazmak ve sonra onu yırtıp atmak da duyguyu sisteminizden çıkarmaya yardımcı olur.
Artık serbest bırakın
Travmanın enerjisinin vücudunuzdan çıkıp gittiğini gözlemleyin veya bunu sembolize edecek somut bir şeyler yapın. Örneğin duygularınızı yazıp kağıdı yakabilir veya denize bırakabilir ve bunu yaparken travma enerjisinin alanınızdan temizlendiğini gözlemleyebilirsiniz.










